Siyasi misyonu, uygun gördüğü zamanlarda memleketi erken seçime götürmek olan Devlet Bahçeli’nin önderliğinde alınan karar neticesinde; 24 Haziran 2018 itibariyle erken seçim sathı mahaline girmiş bulunmaktayız. “Adaylar kimler olacak?”, “Şansları neler?”, “Bizi nasıl günler bekliyor?” gibi soruların cevapları; konunun kompetanı olan hepsi birbirinden değerli Mustafa Küpçü ya da Numan Gülşah gibi ağabeylerim tarafından verilsin. (O cevapları da okuyun ha! Birikimleri o kadar ileridir ki, feyz almamanız mümkün değil.) Biz, bildiğimiz alana dalalım. Sinemada siyaset, seçim, Devlet Başkanlığı gibi konuları işleyen en iyi filmler. Bakalım mı? Haydi bakalım:

1997 BAŞKANIN ADAMLARI (Wag The Dog) Y: Barry Levinson

1989 yılında çektiği “Rain Man-Yağmur Adam” filmiyle “En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” dahil 4 adet Oscar kazanan Barry Levinson’ın, konu filmle Oscar kazandırdığı Dustin Hoffman’la yeniden çalıştığı ve bir kez daha Oscar'a aday ettirdiği filmi. Bir filmin cast tablosunda Robert De Niro gibi bir isim varken, kimse başkaca bir potansiyel Oscar adayı aramaz. Ama Hoffmann filmi öyle bir damgalıyor ki, ne Levinson kalıyor ortada ne de De Niro. Seçim dönemine girildiğinde ABD başkanının seks skandalı patlak veriyor. Kampanyasını düzenleyen kişi, bir strateji geliştiriyor: Yabancı bir ülkeyle aslında var olmayan bir savaş, varmış gibi gösterilerek milliyetçi duygular gıdıklanacak ve de bu duygular oya tahvil edilerek mevcut başkanın seçim kazanması sağlanacak. Bu amaç uğruna destek amaçlı bir Hollywood prodüktörüyle anlaşılacak, kampanya sorumlusu ve prodüktör el ele bu işi kotarmaya çalışacak. Böyle saçma sapan filmlere insan isyan ediyor. Sırf bir lidere seçim kazandırmak için savaş icat edilmesi falan… İnsan biraz mantık arıyor…

2011 ZİRVEYE GİDEN YOL (The Ides of March) Y: George Clooney

Siyasetin kirliliği, ayak oyunları, adam harcama konusunda bu zamana kadar gerçekleştirilmiş en net, en çarpıcı, en hakiki ve en genel geçer –film değil, dikkat!- manifesto! Ağır karizma, başarılı oyuncu, dik duruşlu, yönetmenliğe hevesli olarak bildiğimiz George Clooney’nin; “Good Night, and Good Luck-İyi Geceler, İyi Şanslar”la beraber yönettiği en kaliteli film. Maalesef çekildiği yıl kıymeti yeterince anlaşılamadı yapımın. ABD’de yapılacak bir başkanlık seçimi ve kampanya görevlileri… Acımasız bir düzen… İdealist kampanya görevlisi Stephen Meyers’in küçük bir sürç-i lisan sonrası üstünün çizilmesi akabinde, intikamını alması işleniyor. Başarıyor da... Ama harcayanlar cezasını buluyor mu? Hayır! Yeni bir günah keçisiyle olay hallediliyor. Filmin siyasetin kelleciliği konusunda o kadar net söylemleri var ki, ayakta alkışlamamak ve de katılmamak mümkün değil. Üniversitelerdeki derslerde gösterilesi. Hem siyasete girmek isteyenlere dikkat edilmesi gereken hususları hatırlatması; hem de siyasetin asla bulaşılmaması gereken, iğrenç bir meslek olmasının altını çizmesi açısından…

1980 ZÜBÜK Y: Kartal Tibet

Rahmetli Aziz Nesin’in kaleme aldığı romandan sinemaya uyarlanan “Zübük”, Türk siyaset tarihinin adeta panoramasını çıkarır. “Kara mizah” denen olgu; bu filmden sonra Türk sinemasında bu kadar göstere göstere, bu kadar kör gözüne parmağım yapılmış mıdır; açıkçası şüpheliyim. Siyasete soyunan ahlaksız, çıkarcı, acımasız, din sömürücüsü İbrahim Zübükzade’nin hikayesini anlatır gibi yapan filmin odak noktası bambaşkadır aslında. Zübük’ü gerçekten son derece inandırıcı oynayan müthiş Kemal Sunal’ın yanında bambaşka bir motivasyonu vardır filmin: Şemsi İnkaya, Ali Şen ve Reha Yurdakul’un oynadığı karakterler indinde seçmen yaklaşımını sorgular yapım aslında. Zübük ne kadar dolandırırsa, o kadar arkasından giderler. Çünkü aslında onlar da Zübük kadar ahlaksız ve de çıkarcılardır. Zübük onlara da koklatsa, aslında sorun kalmayacaktır. Sorun Zübük’ün her kazanımı kendisine ayırmasıdır. Burada, filmin finalinde alenen açık edilen paradoks devreye girmektedir: Asıl Zübük kimdir? Soymak için ortaya çıkan mı, “Biz de nemalanırız” diye arkasından koşan mı? Böyle absürt filmleri izlerken eğleniyoruz ama, inandırıcılık anlamında sıkıntılar yaşıyoruz. Din istismarı yaparak devletin önemli kademelerine gelmek ülkemiz için ütopya olduğu için bu tarz filmleri inandırıcı olarak zayıf buluyor, maalesef fazla itibar edemiyoruz.

2008 FROST/NIXON Y: Ron Howard

Michael Sheen’i oyuncu olarak ciddiye alınacak bir figür haline getiren; senelerin oyuncusu Frank Langella’ya, filmin aday olduğu (“En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” dahil) 5 Oscar adaylığından birine aday ettirecek kadar kariyer zirvesi yaptıran bir yapımdan bahsediyoruz. Amerikan tarihinin en büyük rezilliklerinden “Watergate” tabir edilen skandalın içeriği, başkan Nixon’ın rakiplerini kanunsuz olarak gizlice dinlemesi üzerineydi. Filmimiz de bu kepazelik üzerine çaylak bir gazetecinin programına çıkmak suretiyle kendini aklamaya çalışan başkanı anlatıyordu. Ama “çaylak” tabir ettiğimiz gazeteci, hiç de çanak soru sorma gibi bir niyette olmayıp; koca Nixon’ı terletmeyi amaçlıyordu. Ülkemizde çanak soru, yandaş gazeteci, doksana takılacak orta gibi kavramlar olmadığından tabii ki anlaşılabilir bir film değil. Dolayısıyla keyif almamanız mümkün.

1976 HASİP İLE NASİP Y: Atıf Yılmaz

Rahmetli Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın ikili olarak boy gösterdiği filmler, Türk Sineması için vazgeçilmez malzemelerdi bir zamanlar. Tiyatroda yaptıklarının tersine; ekseriyetle suya sabuna dokunmayan, siyasi dokunuşlarını sinemada daha light yapmaya çalışan ikilinin en net politik filmiydi “Hasip ile Nasip”. Zübük kadar net bir durum tespiti değildi tabii ki. Ama dönemin en bilinen iki siyasi figürü, rahmetli Süleyman Demirel ve rahmetli Necmettin Erbakan’ı karikatürize etmekteydiler bu yapımda. “Zübük”teki gibi üst perdeden bir şeyler söylemiyor, Türk siyaseti açısından durum tespiti yapmıyorlardı ama; durdukları yeri belli ediyorlardı bu yapımla. Harika performanslarla Şevket Altuğ, Güngör Bayrak ve Alpay İzer’in de eşlik ettiği bu eğlenceli Atıf Yılmaz filmini –mümkün değil ama- izlemediyseniz kaçırmayın.

Son kertede şunu söyleyeyim: Kaypaklık yapmaktan nefret ediyorum. O yüzden kıvırmadan, düz söyleyeyim: “Ekmelettin” dediklerinde gitmedim sandığa kardeşim. Muadilini dayatsınlar, gene gitmeyeceğim. Ama baktık ki adam olmuşlar, baktık ki hatalardan ders almışlar; gidelim. Vallaha. Belki güzel birşeyler olur…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.