TÜRKİYE’DE ÇOK PARTİLİ SİSTEME KISA BİR BAKIŞ-1

Uzun zamandır ülkemizdeki siyasi partilerle ilgili bir yazı dizisi hazırlamak istiyordum.

Hem yavaş yavaş seçim gündemine girdiğimiz hem de geçmişi çabuk unutma gibi bir huyumuz olduğu için bu yazı dizisinin zamanı geldi diye düşünüyorum.

Ülkemizde Cumhuriyet döneminde pek çok parti faaliyet gösterdi. Bunların birçoğu birbirinin devamı olarak ya da birbirinin içinden çıkarak kuruldu. Ancak, Türkiye’nin kaderini etkileyen birkaç siyasi partiden bahsedilebilir.

Bunlar; Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi ve İYİ Parti. Sırası geldikçe bu partilerin etkilerinden bahsedeceğim.

Bununla birlikte, yazı dizisi içerisinde sağ ve sol görüşler, ülkemizdeki ve dünyadaki siyasi görüşler arasındaki farklar, ülkemizin seçmen yapısı ve 2023’te yapılması öngörülen seçimleri etkileyecek parti dayanışmaları da yer alıyor.

Siyasi görüşlere geçmeden önce, iki yazıda Cumhuriyet sonrası siyasi geçmişimize kısaca bakmakta fayda var.

***

Türkiye’de ilk siyasi parti olan Cumhuriyet Halk Partisi (Fırkası) Atatürk’ün isteğiyle ulusal egemenlik doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş ve modern bir yapıya kavuşturulması amacıyla 9 Eylül 1923’te kuruldu.

Başlangıçta liberal ekonomi modelini benimseyen CHP, 1929 yılında yaşanan ve tüm dünyayı derinden etkileyen “Büyük Buhran” nedeniyle 1931 yılından itibaren devletçilik modeline geçti.

***

Atatürk’ün siyaset anlayışı ne sağ ne de sol olarak nitelenebilir.

O’nun siyasi düşüncesinin odak noktasında halkın çıkarlarının önceliği ile laiklik, aydınlanma, batılılaşma ve ilerlemecilik bulunur.

Atatürk halkçı, milliyetçi, barışçı, din ve vicdan hürriyetine sonuna kadar inanan bir liderdi. Ekonomik olarak bakıldığında, savaştan yeni çıkmış fakir bir devlet olan Türkiye’nin mecburen devletçi bir modelle yönetilmesi gerektiğini biliyordu.

Diğer taraftan, ülkenin kendi zenginlerinin oluşmasını desteklemeyi ve sermaye birikiminden sonra liberal ekonomiye geçişi planlamıştı.

Yani, o şartlarda Atatürk’ün devletçiliği sınıfsal değil zorunlu bir seçimdi.

Atatürk, o zamanki şartlar içerisinde dünyadaki güçler dengesini gözeterek Sovyetler Birliği ile yakınlaştı. Çünkü, uzun ve çok yorucu bir savaştan çıkan yeni kurulmuş bir ülkenin kalkınması ve gelişmesine katkıda bulunacak ve Kurtuluş Savaşı sırasında da ciddi maddi yardımda bulunup ortak düşmanla savaşan tek güç olarak Sovyetler Birliği’ni görmüştü.

Atatürk, CHP’nin 6 ilkesinden (6 ok) üçünü (Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Laiklik) 1789 Fransız devriminden, üçünü de (Halkçılık, Devletçilik, Devrimcilik) Bolşevik devriminden aldı.

Dolayısıyla, ülkenin kalkınması ve ilerlemesi için Türkiye’nin işine yarayacak kısımları ilke olarak benimsedi.

***

Atatürk demokrasiye ve çok partili sisteme inanıyordu.

O’nun isteği doğrultusunda, 17 Kasım 1924’te Kurtuluş Savaşı’nda birlikte savaştığı Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adıvar önderliğinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu. 

Bu parti, liberal ekonomiyi savunup laikliğe ve devletçiliğe karşı çıkıyordu. Giderek cumhuriyete karşı olanların toplandığı bir yere dönüştüğü, dini temel aldığı ve Şeyh Sait isyanına zemin hazırladığı gerekçesiyle 5 Haziran 1925’te kapatıldı.

***

Aradan 5 yıl geçtikten sonra, yine Atatürk’ün önerisiyle 12 Ağustos 1930’da Fethi Okyar başkanlığında Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu.

Atatürk bu muhalefet partisinin başarılı olabilmesi için kız kardeşi Makbule Hanımı da partiye üye yaptırdı.

Serbest Cumhuriyet Fırkası, her ne kadar kuruluş bildirgesinde cumhuriyete ve devrimlere bağlı kalacağını ilan etse de kısa zaman içerisinde cumhuriyet düşmanlarının örgütlendiği bir yer durumuna geldi ve ülkede cumhuriyet karşıtı gösterilerin artması nedeniyle Fethi Bey tarafından 18 Aralık 1930’da parti kapatıldı.

Kapatılmasının hemen ardından da Menemen olayları çıktı.

(Devam edecek)