SAĞ ve SOL GÖRÜŞÜN ANLAMI ve TÜRKİYE’DE ORTAYA ÇIKIŞI

Normalde dünyada sağ ve sol düşünce bazı konular hariç kolay kolay bir araya gelemez.

Ancak ülkemizdeki sağ ve sol görüş dünyadakinden biraz farklıdır ve bu farklılık doğru bir politika izlendiğinde bir araya getirilebilir. Nitekim, ülkemizde Millet İttifakı temelinde sosyal demokrat, merkez ve merkez sağ partiler doğru bir politikayla bir araya gelebildi.

Bir ülkenin sosyopolitik yapısı ve seçmenlerin parti tercihinin kökeni bilinmeden doğru politikalar oluşturulamaz.

Şimdi, siyasi görüşlerin temellerini ve birbirleriyle buluşma noktalarını değerlendirelim.

***

Sağ ve sol kavramlarının nereden kaynaklandığını kısaca özetlersem…

1789 Fransız Devrimi sırasında kral ve soyluların özel haklarının korunmasını savunanlar Meclis başkanının sağında, buna karşı çıkan burjuva ve köylülerin ise başkanın solunda oturmasıyla ortaya çıkmıştı.

Zaman içerisinde tüm dünyada yenilikçiler ve halkın refah seviyesinin adil bir şekilde artmasını isteyenler sol görüşe; kurulu düzenden memnun olanlar, sistemin değişmesini istemeyenler ve sermaye sahiplerinin haklarının ezilenlerden daha öncelikli olduğunu savunanlar sağ görüşe mensup oldu.

Yani işin özü, sağ görüş sermaye sahiplerinin haklarını öncelerken sol görüş emekçilerin gelir seviyesini önceler, dolayısıyla sağ ve sol kavramı aslında siyasi olmaktan öte ekonomiyle ilgili kavramlardır.

***

Çok basit bir anlatımla…

Eğer siyasi düşüncenin orta noktası Merkez olarak adlandırılırsa, Merkezden sola doğru gidildikçe sosyal demokrasi, sosyalizm ve komünizm yer alırken, Merkezden sağa doğru gidildikçe liberalizm, muhafazakârlık ve faşizm yer alır.

Sağ görüşün önkoşulu serbest piyasa ekonomisi olmakla birlikte piyasa ekonomisini savunan sol görüşlerde vardır.

Liberal sistem özü gereği bir taraftan tekelleşen bir sermaye yaratırken diğer taraftan halkın çoğunluğu fakirleşmeye başlar. Bununla birlikte, ekonomik ve sosyal eşitsizliğin üzerini kapatmak için dini ve milli duygular daha fazla ön plana çıkarılır.

Muhafazakâr sistemde tekelleşmiş olan sermaye sistemi yürütürken kendini yenilenme ve yenileşmeye kapatarak dini, süregelen kültürü, gelenek ve görenekleri düzenin sürmesi için kullanır ve halkın büyük kesiminin desteği alır.

Faşizmde çok daha katı bir muhafazakârlık, değerlerin sorgulamadan savunulması ve tek lider otoritesi bulunup liderin bütün emirleri koşulsuz yerine getirilir.

Katı muhafazakârlığın öğelerinden olan dil, din, ırk ve lider kavramları saplantı haline getirilir ve bunlara karşı hiçbir eleştiriye tahammül gösterilmez.

***

Merkez sol olarak adlandırabileceğimiz sosyal demokraside yoksul kesimin gelir seviyesinin artırılması sermaye sınıfının ekonomik gücü desteklenerek sağlanır. Aynı zamanda, sosyal eşitliğin sağlanması ve sosyal adaletsizliğin giderilmesi amaçlanır.

Merkez solun temelinde laiklik bulunurken Merkez sağın temelinde dini ve milli duygular bulunur.

Daha sol bir aşama olan sosyalizmde zengin ve yoksul ayırımın ortadan kalkması, sosyal sınıfların kaybolup eşitliğin sağlanması, işçi, emekçi ve köylünün çıkarlarının daha ön plana çıkarılması amaçlanır. Üretim araçları devlete aittir, toplumsal refah devlet tarafından sağlanır ve herkes emeğinin karşılığını alır.

Solun en ileri aşaması olan komünizmde üretim araçları tamamen ortak mülkiyetindir, yani kimsenin değildir. Sınıf yoktur, para yoktur ve devlet yoktur, herkes ihtiyacı kadarını kullanır. Bununla birlikte, sosyal ve kültürel değerler büyük oranda ortadan kalkar.

Yukarıda bahsedilmiş olan tüm siyasal sistemler batının ilerleme tarihi boyunca ortaya çıkan ve tüm dünya tarafından kabul edilen sosyoekonomik sistemlerdir.

***

TÜRKİYE’DE SAĞ ve SOL KAVRAMLARININ ORTAYA ÇIKIŞI

Her ne kadar uygulanan politikalar açısından sağ ya da sol olarak değerlendirilebilse de 1965 yılına kadar Türkiye’de iktidarları sağ ya da sol olarak değerlendirmek yanlış olabilir.

1923-1950 yılları arasında iktidar olan CHP zaten kurucu ve tek parti olduğu için sağ ya da sol olarak değerlendirilmesi uygun değil.

Benzer şekilde, 1950-1960 arasındaki DP iktidarını da sağ olarak değerlendirmek uygun olmayabilir çünkü CHP kendini sol bir parti olarak nitelendirmemişti.

***

1965 yılındaki CHP kongresinde Bülent Ecevit ilk kez “ortanın solu” kavramını ortaya attı.

Buna karşılık olarak da Adalet Partisi başkanı Süleyman Demirel “eğer CHP solsa o zaman bizde sağ bir partiyiz” diyerek sağcılığı gündeme getirdi. Böylece, Türkiye’de partiler sol ya da sağ olarak konumlarını 1965’te belirlemiş oldular.

Bülent Ecevit ortanın solu modelini “Halkı adaletsizlikten, yoksulluktan, baskıdan kurtarıcı ve toplumu sosyal adalet içinde kalkındırıcı tedbirler alınmazsa, ezilen ve yoksulluk çeken insanlarda birikecek isyan duyguları kabarıp taşma noktasına varabilir. Sanayileşmeye başlamış toplumlarda bu tehlike daha da büyüktür. İşte o zaman, aşırı sol akımlar bu isyan duygusunu yıkıcı ve yaygın bir sel haline getirebilir. Ortanın solu, bu sele karşı en sağlam duvar, en etkili settir” diyerek açıklamıştı.

***

Sağcılığı siyasi bir görüş olarak ilk kez kullanan Süleyman Demirel “Türkiye'nin bölünmez bütünlüğüne bağlı, milli irade üstünlüğünü, hukuk üstünlüğünü savunan milliyetçi, muhafazakâr, çağdaş, kalkınmacı, refahçı, yenilikçi bir görünümü savunuyoruz. Bu bir ırk esasına dayanan milliyetçilikten ziyade çağdaş bir milliyetçiliktir. Muhafazakarlık dediğimiz zaman biz ülkenin geçmişine, tarihine kültürüne, geleneklerine, göreneklerine, örfüne, adetine, harsına ve inançlarına bağlıyız" diyerek sağcı görüşü tarif etmişti.

***

12 Eylül 1980 darbesinin ülkeyi depolitizasyona sokma çabaları sonucunda, 1983 yılında iktidara gelen Anavatan Partisi lideri Turgut Özal uzlaşmacılık olarak nitelenebilecek şekilde 4 eğilimi (demokratik sol, liberal sağ, milliyetçi sağ ve İslami sağ) bir parti altında toplamaya çalışmış ve 1991 yılına kadar tek başına iktidarda kalmıştı.

ANAP iktidara gelir gelmez yeni liberal (neoliberal) ekonomik politika uyguladı.

Bu yeni sistemde; devlet harcamalarında mali disiplin azalmış, eğitim ve sağlık gibi kamusal harcamalar kısılmış, zenginlerin vergi yükü hafifletilmiş, faizler ve döviz kuru serbest bırakılmış, yabancı yatırım girişleri serbestleştirilmiş ve özelleştirmeler hızlanmıştı.

Uygulanan politikalar sonucunda yeni dönem zenginleri oluşmuş, fakirleşme artmış ve ülke krizlere iyice açık hale gelmişti.

***

Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidarının başlangıcında ANAP benzeri neoliberal ekonomik modeli benimsedi.

Ancak…

Son 15 yıldır sermayenin kendisine yakın çevrede toplanmasını sağlama düşüncesi, her konuda tek başına yetkili olma arzusu, bununla birlikte, yaşamın her alanında dini öğeleri ön plana çıkaran düşünce yapısı ile son birkaç yıldır merkez sağdan katı muhafazakâr sisteme geçti.