TÜRKİYE’DEKİ SİYASİ YAPININ AVRUPA’DAN FARKLARI

Türkiye’deki siyasal gelişim batıdan farklıdır çünkü ülkemizde sağ ya da sol görüşleri ideolojileriyle birlikte savunan toplumsal sınıflar tam olarak gelişemedi.

Toplumsal sınıfların oluşmasının temel nedeni sanayi devrimidir!

Sanayi devrimi ülkemizde gerçekleşmediği için batıdaki anlamıyla işçi sınıfı tam oluşamadı. İşçi sınıfıyla beraber burjuvazide de tam gelişemedi.

Onun için hem solun hem de sağın tutunacağı en büyük dallar olan işçi ve sermaye sınıfları zayıf kaldı.

Bu sınıfsal zayıflıklar ve gelişmişlik düzeyine bağlı olarak Avrupa’daki merkez sol ve merkez sağ kavramları da bizdekinden biraz farklıdır.

***

Batıda laiklik ile ilgili bir sorun olmadığı için merkez sol denince onlar daha çok devletçi ekonomik modeli anlarlar, oysa biz merkez sol denince ekonomik modelden önce laikliği öne çıkarıyoruz.

Merkez sağ denildiğinde ise Batıyla benzer şeyleri anlıyoruz. Hem ülkemizde hem de Batıda merkez sağ denildiğinde liberal ekonomi ve daha muhafazakâr siyasi yaklaşım anlaşılır.

Avrupa'da sağ görüşün merkeze yakınlığı milliyetçilik ve geleneğe dayalı bir muhafazakarlıkla ölçülürken, ülkemizde daha çok laiklik yaklaşımıyla ölçülür.

Batı ile en önemli farklarımızın başında sanayi devrimini gerçekleştiremememizin yanı sıra ülkemizin hala laikliği çözememiş olması geliyor!

***

Türkiye ile Batı arasındaki bir diğer fark, ülkemizdeki bölgeler arası farklılıkların fazla olmasıdır.

Ülkemizin batısı ile doğusu arasındaki, şehirler ile kırsal kesimler arasındaki ve hatta şehir merkezleri ile varoşlar arasındaki sosyoekonomik farklılıklar oldukça fazladır.

Bununla birlikte, güney ve batıdaki sahil şeridinde yaşayan vatandaşlarımız daha modern ve çağdaş değerlere sahipken, Karadenizle birlikte İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki insanlar daha geleneksel sosyokültürel değerlere sahiptir.

Ayrıca, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki etnik yapılanma da oldukça önemlidir.

***

Ülkemiz açısından çok önemli bir faktör de dindir.

Batıdan doğuya doğru gidildikçe dini değerler çok daha fazla baskındır. 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğundan gelen kültür ülkemizin muhafazakarlığında önemli yere sahiptir.

Yüzyılların getirdiği kültürle yoğrulan muhafazakarlıkta; etnik köken, cinsiyet, din, mezhep ve memleket gibi konular mutlaklaştırılırken itaatkâr olma, tarihe abartılı yaklaşma, otorite ve devleti yüceltme duygusuyla birlikte eleştirel düşünmede yoksunluk vardır.

Orta Anadolu bölgesinden itibaren muhafazakâr yapının daha katı olması ve halkın ekonomik düzeyinin daha düşük olmasına bağlı olarak insanlar daha fazla kaderci olup dine daha fazla sarılır.

Tüm bu muhafazakâr kültür yapısı içerisinde ülkemizde sol denilince hemen dinsizlik ve din düşmanlığı akla gelir.

Oysa, siyasette sağın ve solun dinle bir ilgisi yoktur!

Solcular laiktir ve laiklik dinsizliktir gibi özellikle söylenen çeşitli söylemlerle, okuma ve eleştirel düşünme özelliği pek olmayan halkımız kendi ekonomik durumunu göz ardı edip dinin tehlikede olduğuna inanarak zaten tam anlamadığı sol ve laiklik kavramlarından uzak durmaktadır.

Bunun sonucunda, özellikle Güney ve Batı dışındaki bölgelerde yaşayan insanlarımız sağ partilerin Müslümanlardan oluştuğunu ve dini koruduğunu düşünürler.

Sağ ve sol kavramları özünde ekonomik kavramlarken ülkemizde özellikle dini bir kavram haline getirilmiştir!

***

Din konusuna benzer olarak milliyetçilik de aynı konumdadır.

Milliyetçi olmak için sağcı veya solcu olmak gerekmez!

Ülkesini seven, ülkesinin gelişimini, ilerlemesini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü savunan herkes milliyetçi olabilirken bu kavram özellikle sağ görüş ile ilişkilendirilmiştir.

***

Ülkemizde Atatürk bile tartışma konusu edilmekte ve çeşitli görüşler tarafından özünden saptırılmaktadır. Bu konu özellikle katı muhafazakâr düşünceye sahip insanlar tarafından kullanılmaktadır. Bu insanlar, Atatürk’ün Osmanlı İmparatorluğunu bitirdiğini ve laiklik ile insanları dinden uzaklaştırdığını ileri sürerek kulaktan dolma bilgilere sahip vatandaşlarımızı oy uğruna Atatürk’ten uzaklaştırmaktadır.

Oysa Atatürk, dinin devlet yönetimine karıştırılmadan özgürce yaşanması, insanların aydın ve çağdaş yaşam şekline ulaşması ve pek çok sosyal hakların kullanılması için her şeyi yapmıştır. Bu hakları elde etmek için batı halkları çok büyük bedeller ödemiştir.

Buradaki asıl sorun, tüm bu çağdaş haklara ve özgürlüklere zihinsel olarak hazır olmadan, savaşmadan ve bedel ödemeden Atatürk tarafından bize verilmiş olmasıdır. Haklarımızı ve özgürlerimizi elde etmek adına bedel ödemediğimiz için onlara sahip çıkamıyoruz.

Atatürk’e sahip çıkamadığımız sürece başımıza gelen her musibeti hak ediyoruz demektir!

***

Son olarak…

Batı ile Türkiye arasındaki seçmen davranışı da ilginç bir şekilde birbirinden farklıdır.

Batıda sağ görüşlü partilere oy veren seçmenler genelde ekonomik olarak iyi seviyede olan, çoğu ticaret ve sanayi ile ilgilenen kesimdir. Oysa ülkemizde iyi eğitim görmüş, ekonomik durumu iyi olan iş ve sermaye sahipleri genellikle sol partilere oy vermektedirler.

Sol partilerin amacı halkın gelir seviyesini daha üst noktaya taşımak, tarım ve hayvancılığı desteklemek olduğu için batıda sol partilere büyük oranda fakir ve işsiz seçmenler, işçiler ve köylüler oy verirken ülkemizde sağ partilere oy veren seçmenlerin çoğu ekonomik durumu daha kötü ve eğitim seviyesi daha düşük olan vatandaşlardır.

Benzer şekilde, ülkemizde akademisyen, araştırmacı ve toplum aydınları daha çok sol partilere oy verirken batıda bu kesim sağ partilere oy vermektedir.

Yani, ülkemizde seçmen tercihi açısından oy dağılımı batının tersine işlemektedir.