TÜRKİYE’DE MERKEZ SAĞ VE ALTERNATİF ARAYIŞLARI

Türkiye’nin çok partili sisteme geçtikten sonra seçmen profili yaklaşık %65 sağ eğilimli (%50 merkez sağ, %15 dini muhafazakâr ve aşırı milliyetçi) ve %35 sol eğilimlidir (%30 merkez sol, %5 aşırı sol).

Merkez sağ düşüncenin üç sac ayağı vardır: milliyetçilik, muhafazakarlık ve liberallik.

1946’da Demokrat Partinin kurulmasından sonra siyasi hayatımıza giren merkez sağ partiler özellikle milliyetçilik ve muhafazakarlığı çok iyi kullanırken liberalizmin sadece ekonomik yönüyle ilgilendiler ve liberal anlayışın bireysel özgürlükleri öne çıkaran yönünü büyük oranda ihmal ettiler.

1950’ler Demokrat Partinin, 1960’lar Adalet Partisinin, 1980’ler Anavatan Partisinin, 1990’lar Doğru Yol Partisinin etkinliği altında geçerken 2002’den günümüze kadar da AK Parti ülkemiz siyasetinde neredeyse tek belirleyici oldu. 

1970’lerde MHP ve MSP siyaset sahnesine çıktı. MHP merkez sağ siyasetin milliyetçilik temelini baz alırken MSP ve sonrasında devamı olan partiler (RP, Saadet) muhafazakarlık temelini baz aldılar.

***

Merkez sağın en önemli özelliklerinden biri ılımlı olması ve demokrasiye bağlılığıdır ve bir siyasal akım olarak ulus ve devletle güçlü bağları vardır.

Ancak son yıllardaki siyaset göz önüne alındığında, mevcut iktidarın merkez sağ düşünce ilkelerine pek uymadığını, dini muhafazakarlığı yoğun şekilde kullandığını, liberal düşüncenin bireysel özgürlükler yanını çok ciddi göz ardı ettiğini, demokrasiyi kendine göre tanımladığını ve otoriter bir anlayışa sahip olduğunu görüyoruz.

Bununla birlikte, ülkemizdeki merkez sağ düşünce liberal ekonomiyi de kendine göre uygulayarak kendi zenginlerini oluşturma yoluna gitti. 1950’ye kadar devletin zenginleşmesi ve kalkınması ön plandayken 1950’den sonra bireysel zenginlikler ön plana çıktı ve her sağ iktidar kendi zenginlerini oluşturdu.

Bu özellik, ANAP ile arttı, DYP ile devam etti ve günümüzde zirveye ulaştı.

***

Demokrasinin Batı’daki en yaygın uygulanış biçimleri liberal demokrasi ve çoğulcu demokrasidir.

Liberal demokrasi; hukukun üstünlüğünü, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüklerini ve sınırlı bir devlet anlayışını içerir. Ayrıca, liberal demokraside azınlığa hukukla tanınmış bazı hakların verilmesi gerekir.

Çoğulcu demokrasi; çoğunluğun mutlak hakimiyetini reddedip azınlıktakilerin siyasal ve kültürel haklarının kabul edilmesi gerektiğini ileri sürer. Düşünceler hiçbir baskıya maruz kalmadan serbestçe dile getirilir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi, yürütmenin çok partili koalisyonlar tarafından sağlanması ve iktidarın bölüşülerek gücün tek bir merkezde toplanmasının engellenmesi olmazsa olmazdır.

Doğrusu, bugün ülkemizde nasıl bir demokrasi olduğu muammadır. Ne liberal ne de çoğulcu demokrasiye uyuyor. Çoğunluğun dediği olur gibi yanlış bir mantıkla hareket ediliyor ve azınlık hakları göz ardı ediliyor. 

Özellikle özgürlük denilince sadece dini özgürlük anlaşılırken bundan güç alan aşırı muhafazakârlar kendileri gibi düşünmeyen insanların sosyal hayat ve haklarına müdahale edebiliyorlar.

***

Merkez sağda devlet, popülist anlayış çerçevesinde güçlü liderlik ile halk üzerinde bir hâkimiyet kurar.

Osmanlı devlet ve toplum yapısına dayanan güçlü ve otoriter liderlik Adnan Menderes’te de vardır. Adnan Menderes başbakanlığı ve parti başkanlığını kendisinde toplayarak partisinde değişmez ve vazgeçilmez liderliğinin yolunu açtı. Süleyman Demirel ise uzlaşmacı ve değişen koşullara uyum sağlayabilen bir lider özelliğindedir.

Şu anda iktidarda Menderesten daha güçlü ve daha katı bir liderlik anlayışı hakimdir.

Merkez sağ düşüncenin demokrasi anlayışında yasalara bağlılık ve eşitlik önemli bir yer tutması gerekirken son yıllarda iktidar partisinin liderinin tutumuna göre yasaların değiştirilmesi önemli rol oynamaktadır.

Merkez sağ ideolojisine göre; muhafazakârlık, dini siyasal sistemin değil toplum ve geleneklerin temel bir unsuru olarak görmelidir, yani din, var olması, saygı gösterilmesi hatta kutsanması gereken bir olgudur. Bununla beraber, din sadece bireysel bir inanç değil aynı zamanda toplumsal işlevleri olan bir olgu olup toplumu bir arada tutan bir unsurdur.

Merkez sağda muhafazakarlık, dini siyasetin merkezine koymadan, onu toplum ve gelenek için önemseyen ve toplum içerisindeki konumunu korumaya çalışan bir düşünce tarzıdır. Oysa, ülkemizde din siyasetin tam ortasında yer almakta ve siyaset için kullanılmaktadır.

Merkez sağ düşünce etnik milliyetçilikten ziyade kapsayıcı bir milliyetçiliği esas alır. Merkez sağın milli irade anlayışı ülkede yaşayan herkesi bir bütün olarak ve Türk milletinin bir parçası olarak görmeyi gerektirir.

Süleyman Demirel “Bölünmez bütünlük; ülkedeki bütün vatandaşların eşit olduğu, ırk olarak kimsenin üstün olmadığı anlamına gelir” demiştir.

***

Çok partili sisteme geçildikten sonra günümüze kadar var olan merkez sağ partiler doğrudan Atatürkçülüğü ya da reformları hedef alan hiçbir anlayışı kabul etmemişlerdir.

Karşı çıkılan Cumhuriyet değerleri değil bazı reformlar ve reformların uygulanış biçimleridir. Parti programlarında da Atatürk ve Cumhuriyet değerlerine aykırı hiçbir ifade yer almamıştır. Ayrıca, parti liderleri Cumhuriyet değerlerini ve Atatürk’ü benimsediklerini sıklıkla belirtmişlerdir.

Ancak son yirmi yılda bu konuda da merkez sağ düşüncenin oldukça dışına çıkılmıştır.

Demokrat Parti, CHP’nin cumhuriyetin kurucu partisi olması nedeniyle devletçi statükosunu, halktan nispeten kopuk siyaset anlayışını ve halkın batı kültürünü çok da benimsememesini ön plana çıkararak 1950’de tek başına iktidara geldi.

Demokrat Parti iktidarı, CHP’nin sadece tek parti yönetimine değil aynı zamanda Cumhuriyet devrimlerinin temelini oluşturan batılı yaşam tarzı ve batı kültürüne duyulan tepkinin de bir dışa vurumuydu.

O dönemde, Demokrat Parti Amerika’nın çok ciddi yardımları, dışardan yüklü borç alınması yoluyla ülkenin ekonomik kalkınmasının sağlanmaya çalışılması, köylüyü kalkındırma adı altında aslında ağa-aşiret sisteminin pekiştirilmesi ile 10 yıl tek başına iktidarda kaldı.

***

1963’ten itibaren bu sefer Adalet Partisi ülke siyasetinde etkin oldu ve 1980 askeri darbesine kadar merkez sağ siyasetin ana eksenini oluşturdu.

1970’ten itibaren MHP ve MSP’nin merkez sağın üç sac ayağından birer tanesine talip olmaları Adalet Partisinin gücünü gitgide zayıflattı.

1983 yılında, Anavatan Partisi askeri darbe sonrası ortamdan yararlanarak üç sac ayağının yanı sıra vitrine sosyal demokrasiyi de ekleyerek 4 eğilimi temsil edecek şekilde iktidara geldi ve 1991 yılına kadar iktidarda kaldı.

ANAP’ın sac ayaklarından sadece liberal ekonomiye ağırlık vermesi ve süreç içerisinde yaptığı siyasal ve toplumsal hatalar sonucunda muhafazakâr seçmenler MSP’nin devamı olan Refah Partisine, milliyetçi oylarda MHP’ye kaydı. ANAP, 1996-2002 yılları arasında çeşitli koalisyonlarda yer alsa da yaptığı yönetimsel hatalar sonucunda siyaset sahnesinden uzaklaştı.

ANAP’ın yaşadığı benzer durum Doğru Yol Partisi için de geçerlidir.

1993 yılında Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanı olmasından sonra Tansu Çiller’in koalisyon hükümetleri dönemi, bir diğer merkez sağ partisi olan ANAP lideri Mesut Yılmaz ile yaşadığı sürtüşmeler, sac ayaklarından uzaklaşılması, sadece belirli çevrelere tanınan özel imkanlar, 28 Şubat süreci ve sonunda milliyetçi ve muhafazakâr seçmenlerin dışlanması sonucunda merkez sağda ciddi kırılmalar yaşandı.

Ve 2002 seçimlerine kadar halk alternatif parti aramaya başladı.