NEDEN GÜÇLÜ BİR MERKEZ PARTİSİNE İHTİYAÇ VAR?

Aslında 1996-2002 yılları arası dönem halkın ciddi alternatif aradığı dönemdir çünkü oy geçişkenliğinin yoğun olduğu bu dönemde sürekli koalisyon hükümetleri kuruldu.

1983’ten 2002’ye kadar ANAP ve DYP merkez sağda başı çekerken RP ve MHP sağ siyasette bir denge oluşturdular.

Alternatif arayışları ve siyasetteki diğer partilerin yıpranması sonucunda, 2002 yılında üç sac ayağının temsilcisi olarak ve dini muhafazakarlığı daha fazla kullanarak bu sefer Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldi.

ANAP ve DYP’nin erimesiyle merkez sağda AK Parti tek başına kaldı ve 20 yıldır (son birkaç yıldır MHP’nin yoğun desteğiyle) tek başına ülkeyi yönetiyor.

Günümüzde, Saadet Partisinin sadece kısmi dini muhafazakâr seçmene hitap etmesi, MHP’nin sadece bir kısım milliyetçi seçmene hitap etmesi ve değişime kapalı olması merkez sağ seçmenin tek başına AK Parti’de toplanmasına yol açtı.

AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan, 2013’ten sonra DYP’nin devamı olan Demokrat Parti’den Süleyman Soylu’yu ve yine dini muhafazakâr Has Parti’den Numan Kurtulmuş’u kendi partisine kattı. Sonrasında MHP’nin neredeyse her koşulda desteğini alarak kişisel liderliği altında mevcut iktidarını ve AK Parti’nin merkez sağın tek partisi olmasını pekiştirdi.

Ayrıca, her ne kadar etnik milliyetçi bir tabana oturan ve terör örgütüyle arasına mesafe koy(a)mayan HDP ile AK Parti’nin zaman zaman karşı karşıya geliyor gibi görünse de HDP’nin muhafazakâr tabanı ile aralarındaki oy geçişkenliği aşikardır.

***

Atatürk sonrası dönemde, CHP’nin halktan kopuk seçkinci siyaseti, halkın muhafazakâr duygularını anlayamaması, Cumhuriyetin kurucu değerlerinden gitgide uzaklaşması halka dokunacak ve gönlünü kazanacak politikalar oluşturamamasına yol açtı.

CHP, yıllarca partiyi iktidara taşıyacak yapı ve zihniyeti oluşturulamadı, onun yerine, sanki sorun liderdeymiş gibi sürekli parti içi çekişmelerin odağı oldu.

1950’den bu yana yaklaşık 70 yıldır CHP’nin tek başına hiç iktidara gelememesi, sorunun seçmende değil CHP’de olduğunun göstergesidir!

Nitekim, 20 yıllık yıpranmış bir iktidarın ve pek çok olumsuzluğun varlığına rağmen, 2018 seçimlerinde CHP’nin %22,5, cumhurbaşkanı adayının ise %30,5 oy alması ve seçimin sonrasında yine hemen liderlik çekişmelerinin başlaması CHP’nin asıl sorunu hiç kavrayamadığını ispatlamıştır.

CHP, kırmızı çizgileri olan 6 oka bile uzun yıllar sahip çıkamadı. Ülkemizdeki seçmen profilinin yapısı ve muhafazakâr düşünce tarzı, özellikle Deniz Baykal döneminde CHP’yi oy kaygısıyla giderek kurucu değerlerinden uzaklaştırdı ve son yıllara kadar CHP’nin etkinliğinin iyice azalmasına yol açtı.

Bununla birlikte, etnik milliyetçiliğin ve İslami muhafazakarlığın güçlenmesi CHP’nin işinin daha da zorlaşmasına neden oldu.

Atatürk’ümüzün ve cumhuriyetimizin kurucu partisi olması nedeniyle, CHP’nin halkla iç içe, halkın duyarlılıklarını anlayan ve sorunların çözümüne yönelik gerçekçi politikalar üreten bir siyaset anlayışı geliştirmesi ülkemiz açısından çok önemlidir.

CHP’nin uzun yıllar boyu yaptığı hatalar onu iktidarın hiç tek alternatifi yapamasa da son birkaç yıldır İYİ Parti ile olan teması ve ortak zeminde buluşmaları CHP adına çok önemli bir adımdır.

Zira CHP, 1950’lerden itibaren ve özellikle de son 10 yılda bu ülkenin ötekileştirilmiş partisidir.

***

Demokratik batı ülkelerinde sağın alternatifi yine bir sağ parti, solun alternatifi yine bir sol parti olmaz. Birinden memnun olmayan seçmen diğerine yüzünü döner.

Oysa, seçmenlerimizin düşünce yapısı, eğitim düzeyi, yaşam tarzı, duygusal ve ekonomik oy verme potansiyeli göz önüne alındığında, ülkemiz şartlarında merkez sağ bir partinin alternatifi sadece güçlü bir merkez partisi olabilir!

Bunu en iyi görenlerin başında da 20 yıldır iktidarda olan Recep Tayyip Erdoğan gelmektedir.

Onun için de 2018 seçimlerinde, kendisini merkez partisi olarak tanımlayan İYİ Parti iktidar tarafından yok sayıldı, İYİ Parti lideri Meral Akşener ekranlara çıkarılmadı, adı hiç anılmadı ve partinin kuruluş aşamasından itibaren seçimin son gününe kadar her türlü engelleme yoluna gidildi.

Seçim sürecinde, CHP’nin adayı Muharrem İnce iktidar tarafından parlatıldı, özellikle seçimin son zamanlarında sürekli ekranlara çıkarıldı, mitingleri canlı yayınlandı ve böylece CHP’den İYİ Parti’ye kayabilecek oyların CHP’de kalması sağlandı.

Seçim sonrası dönemde ise bir CHP klasiği olarak, Muharrem İnce CHP Genel Başkanlığına talip oldu.

***

Günümüzde iktidarın tek alternatifi; milliyetçi ve muhafazakâr seçmene hitap edebilen, liberal, özgürlükçü, laik, Atatürkçü ve Cumhuriyetin kurucu değerlerine sahip çıkan güçlü bir merkez partisidir.

İYİ Parti, merkez partisi olmaya en elverişli partidir.

İYİ Parti’nin kurucuları her ne kadar eski siyasetçiler olsa da partinin yeni olması ve her türlü engellemeye rağmen ilk seçimde %10 oy alarak meclise girmesi son derece önemlidir.

İYİ Parti’nin kuruluş aşamasında ve seçim sürecinde hem teşkilatlanma yapısında hem de milletvekili adaylarının seçiminde bazı hatalar yapıldı. Bu hataların bir kısmı konjunktürel hatalar iken bir kısmı da geçmişe vefalı davranmaya çalışmanın yol açtığı hatalardır.

Bugüne baktığımızda, İYİ Parti lideri Meral Akşener’in bu hataları iyi analiz edip yapılması gerekenleri yapmaya başladığı görülüyor. Nitekim, akıllı politikalar ve özverili çalışmalarla halka dokununca partinin oy oranı %20’lere ulaştı.

Eğer İYİ Parti önümüzdeki seçimlerde;

Halkta karşılığı olan, yıpranmamış, yeni ve çalışkan isimleri vitrinin ön planına çıkarabilirse, yıpranmış, halkın bıktığı ve tasvip etmediği siyasetçileri ayıklayabilirse mevcut durumun en güçlü alternatifi olması kaçınılmazdır.

Açıkçası bu, ülke için zorunlu bir ihtiyaçtır da.

Türkiye’nin şu anki ortamı doğrularla ilerleyen bir merkez partisini desteleyecek ve iktidara taşıyacak durumdadır.

***

Unutulmasın ki…

Her siyasi hareketin toplumda maddi ve sınıfsal bir karşılığı vardır. Bu karşılığı bulamayan ya da karşılığa göre hareket edemeyen bir siyasi hareket süreç içerisinde yok olmaya mahkumdur!

Nitekim, ülkemiz siyasetinde birçok parti hatta ülkeyi yıllarca yöneten partiler halkın beklentilerine karşılık veremez duruma geldiklerinde yok olmuşlardır.