Türkiye’de şu an aktif durumda 116 siyasi parti var.

Programlarına bakarsanız hepsi birbirine benziyor. Çünkü gerçek düşünceleri ne olursa olsun hepsinin programı yasalar çerçevesinde hazırlanıyor.

Mesela, 20 yıldır iktidarda olan partinin programına göre şu anda İsviçre’de yaşıyor olmalısınız!

Ama gerçekler öyle değil…

Burada asıl olan programların uygulanıp uygulanmadığıdır.

***

Bilim, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelere bağlı olarak her alanda çok hızlı bir değişim yaşanıyor. Yirminci yüzyılın başına kadar dünyadaki bilginin değişim hızı 1500 yıl iken, 1950’lerde 500 yıla, 1980’lerde 2,5 yıla indi. Günümüzde ise sadece 1 ay.

Yani, dünya üzerinde var olan bilgi her ay yenileniyor! Bu, muazzam bir olay.

Buna bağlı olarak da sanayi, ticaret, tarım, eğitim ve turizm gibi pek çok alanda değişim ve atılımlar yaşanıyor. Ekonomilerde yeni piyasa modelleri oluşuyor. Sosyal, kültürel ve düşünsel alanda büyük dönüşümler görülüyor.

***

Endüstri devrimini yakalayamamış, ağır sanayi kuramamış ve uluslararası düzeyde doğru dürüst katma değer üretememiş bir ülkede partiler yeni dünya gerçekleri ile yüzleşmeli ve programlarını güncelleyerek ona göre projeler üretmelidir!

Artık bu topraklarda her türlü adaletsizlik, etnik ayrımcılık, ötekileştirme, din ve vicdan özgürlüğü gibi konular gündem olmamalıdır. Sadece değerler üzerinden değil, aynı zamanda haklar ve özgürlükler üzerinden de siyaset yapılmalıdır.

Sermayenin varlık ve eşitlikte bir dengesizliğe yol açtığı gibi çeşitli toplumsal problemlerin çözümüne katkı sağlayabilecek bir potansiyeli vardır. Ancak, sermayenin tek besin kaynağı güvendir. Bu güveni tesis edebilmek için de adalet gerekir.

***

Yeni Dünya düzeninde kazanan, yeni bir siyaset şekli ve yeni bir bakış açısı olacaktır.

Hangi parti; ülkeyi ayakta tutan kurumları güçlendirmeye, serbest rekabeti, fırsat eşitliğini, bireysel özgürlüğü, bilimsel ve sanatsal özgürlüğü güvence altına almaya söz verirse o parti kabul görür. 

Hangi parti; eşitliği, barışı, dayanışmayı, huzuru ve güveni tesis edecek birleştirici hamleler yaparsa o parti öne geçer.

Hangi parti; ekonomiden sanayiye, tarımdan eğitime, sağlıktan turizme kadar tüm konularda en önce kendi vatandaşına değer vermeyi öncelerse ve sivil toplum kuruluşlarının etkinliğini artırırsa o parti sivrilir.

Hangi parti; açlığa çözüm olacak, emeğin karşılığını verecek, çocukları, gençleri ve kadınları koruyup destekleyecek ciddi projeler üretirse o parti en büyük alternatif olur.

***

Nasıl ki, şirketler vatandaşa kabul ettirmek için ürünlerini pazarlamak zorundalarsa siyasi partilerin de projelerini pazarlaması gerekir.

Pazarlama konusunda dünyanın en önde gelen uzmanı olan Philip Kotler, siyasal pazarlamayı “Halk tarafından gerek duyulan programları ve hizmetleri geliştirmek ve halkın desteğini kazanmak amacıyla siyasi teşkilatlar tarafından yürütülen faaliyetler” olarak tanımlar.

Yani, siyasal pazarlama bir fikrin pazarlanmasıdır…

Bu anlamda, en önemli konulardan biri teşkilatların hizmet içi eğitimidir. Genel Merkezler çok güzel projeler üretebilir ama bunu halka anlatacak ve halktaki karşılığını görecek olan teşkilatlardır.

Benim gördüğüm, üretilen projeler için partilerde hiç teşkilat eğitimi yapılmıyor. Teşkilat üyeleri içeriğini ve uygulamasını bilmediği projeleri halka nasıl anlatacak?

Üretilen projeler için teşkilatların eğitimi ve çağın gereklerine uygun örgütlenme yöntemleri ile teşkilatların verimliliği ve etkinliği daha da artar.

***

Her şey doğal seçilime tabiidir!

Nasıl canlı türleri değişen dünya koşullarına ayak uyduramayınca nesilleri tükeniyorsa aynı durum devletler ve siyasi partiler için de geçerlidir.

Kendilerini yenileyemeyenler varlıklarını sürdüremez hale gelirler.

Yani demem o ki…

Partiler için asıl beka sorunu çağa ayak uyduramamak ve vatandaşların beklentilerine cevap bulamamaktır.

Zira, doğal seçilim öyle bir işler ki nasıl ve ne şekilde yok olduklarının farkına bile varamazlar.