İnanın bana balkonunuzdaki saksı çiçeği dahil, bir ağaç diktiyseniz. Ya da besleyemeseniz bile çevrenizdeki hayvanlara iyi davranıyorsanız, şefkat sınavını geçtiniz demektir!

Ve Allah şefkatli kullarını pek bir sever.

("eee başlıkla ne alakası var" diyorsanız, dikkat çekmek için yaptım. Klasik gazeteci kurnazlığı, affedin lütfen!)

O zaman herkese mutlu Mayıs mayışmaları...

Duydunuz mu?

İspanyollara göre uzaylılar Türkçe konuşuyormuş!

İnanın şaşırmadım, kişi başına düşen milli gelir adaletsizliği başka hiçbir yerde olamayacağı için uzaylıların bile dikkatini çekmişiz.

Hadi buyurun buradan yakın, şimdi de yıllar öncesine ait bir tweet gördüm!

Hani bir ara dinden dine atlayan bir mankenimiz vardı hatırladınız mı?

Hah, baş harfi Tuğçe olan?

Bu hatun neredeyse 7 yıl önce Twitter’dan, “Bu ülke Kemallerden ne çok çekti. Biri gitti biri geldi. Allah bu millete sabır versin!” demişti hatırladınız mı?

Amaaan, dün ne yediğimizi unuttuk, nerden hatırlayacağız ki!

Ama soyadının baş harfi Kazaz olan çoklu din uzmanının o yıllarda attığı tweet’e İlber Ortay’lı hoca da, kapaklık yorum yapmıştı;

“Tuğçe Kazaz'ın 33 yaşında beynini çalıştırma çabası, içimi sızlatıyor. Bayır aşağı vurdursak mı?”

Sinirim de bozulmadı değil, demek bu ülke Kemallerden çok çekti?

Gelmeseydin o zaman Tuğçe, adı Kemal olan kurtarıcıya her şeye rağmen saygı duyan Yunanistan’da kalsaydın?

Belki bir şeyler de öğrenirdin!

Amaaan bana ne, zaten gündemde değil ki, nereden getirdiysem!

 Ben hiçbir siyasi parti üyesi değilim. Fakat bir milletvekilimiz özel telefonuma sürekli yazılı mesaj atıyor!

Dini ve resmi bayramlar, yeni yıl, özel günler yani aklınıza gelebilecek her rutin olmayan günde dııırt dırrrtt mesaj!

Arkadaş, kapıdan kovuyorum bacadan giriyor. Kötü niyeti yok biliyorum ama telefonum mesaj çöplüğüne döndü, artık yeter.

Engelledim bu ‘şeker’ milletvekilini...

Ben tuhaf adamım, alkışı miting meydanlarında değil sanat etkinliklerinde tutmayı seviyorum.

Muhabbetin sonlarına doğru paylaşacağım hadise, 1998 yılında yaşandı.

O yıllar, İzmit Halk Eğitim Merkezinde bir tiyatro oyununa gitmiştim, ben dâhil 9 seyirci vardı. Oyun zaten berbat, birinci perde bitti ikinci perde başladı ve koskoca salonda 4 kişi kalmıştık!

Artık oyuncular bile kendileriyle dalga geçmeye başladılar, replik kaçıyor, ezber bozuluyor, doğaçlama dışında her şey oluyor.

Yahu resmen oyun bitse de gitsek modundalar, ofluyorlar falan!

400 kişilik salonda 4 kişi var, zor tabi... 

Durumdan rahatsız olan son çift de çıktı gitti, ben ve bir seyirci daha kaldık.

O da sanırım tiyatronun minibüs şoförüydü (çünkü sürekli saatine bakıyordu)

Oyunculardan biri dönüp bana, “Siz neden hala buradasınız?” dedi. Ben de, “Kötü de olsa her şeyin bir sonu olmalı!” dedim!

Ve o dakikadan sonra öyle bir oyunculuk ve öyle bir sahne gördüm ki anlatamam, oyun sonuna kadar oynandı ve finalde tüm oyuncular tarafından çılgınca alkışlandım!