Fuzuli der ki…

“Karıncayı bile incitmem deme. Bileden bile incinir karınca. Söz söylemek irfan ister, anlamak ise insan”.

***

Tüm hayatımızı gözümüzün önüne getirelim.

Kaç kere denenmeyen bir şeyi denedik?

Kaç kere yapılmamış bir şeyi yaptık?

Kaç kere düşünülmemiş bir şeyi düşündük?

Aynı pencereden baktığımız halde herkesin farklı şeyler görebileceğini kaç kere akıl ettik?

Bir ya da iki elin parmaklarını geçmez.

Ama her konuda en doğru, en tecrübeli, en dürüst bizmişiz gibi davranıyoruz.

***

Öyle günlerden geçiyoruz ki neredeyse her şey bizim için bardağı taşıran son damla olabiliyor.

Bir anda her şeyden vazgeçme, bir anda hezeyan, bir anda sözün kantarını kaçırma.

Kimi ekonomik güçsüzlüğünden kimi ekonomik gücünden.

Kimi okumuşluğundan kimi okumamışlığından.

Ama sonuçta; insanın içindeki eksiklik ne kadar büyükse sözler ve davranışlardaki sertlik de o kadar fazla oluyor.

Halbuki ne demişler…

Bilgin ol ki insanları büyük görme; bilge ol ki insanları küçük görme!

***

Çoğu zaman anlık davranışlarımızı kişiliğimizin bir parçasıymış gibi düşünüyoruz.

Oysa, asla öyle değil.

Geçinmeye gönlü olan geçinir, anlaşmak isteyen orta yolu bulur, telafi etmek isteyen eder, önemseyen gösterir.

Yani “ben böyleyim” diye bir şey yoktur, “ben sana karşı böyleyim” diye bir şey vardır.

***

Böylesi durumlarda sabır çok önemlidir.

Çünkü…

Sabrın bükemediği demir, aklın geçemediği nehir, iradenin yıkamadığı kale yoktur.

***

Dervişe “En zor olan nedir?” diye sormuşlar.

“Sözdür” demiş. “Anlatması da zor, anlaması da”.

Zira…

İki yüz kelimeyle düşünen biri iki bin kelimeyle düşünen birini asla anlayamaz.

Ya da tam tersi…

İki bin kelimeyle düşünen biri iki yüz kelimeyle düşünen birine işin özünü anlatamaz.