Tanrı; insanoğlu tarafından ilk hissedildiği günden beri en çok umut bağlanan en önemli his oldu.

İnsan her ne kadar Tanrıyı yaradan, bahşeden, düzenleyen ve kader belirleyen olarak kendi içinde yaşatmaya çalışsa da Tanrıyı sahiplenmeye çalışan ve O’na ulaşmanın yollarını gösterdiğini iddia eden birçok din ortaya çıktı ve Tanrıyla birlikte dini de tabu haline getirdiler.

Tabular hiç düşünülmeden kabul gören, dokunulmaktan korkulan kalelerdir.

Tabulara sığınmak düşünmeyi gerektirmediği için, din düşünmeyen ve sorgulamayan insanlara bir sığınak görevi üstlendi.

***

Karl Marks’ın dinle ilgili son cümlesi yıllardır çarpıtılan bir saptaması vardır.

Marks der ki “Din; ezilenlerin iç çekişi, kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuz koşulların ruhu ve insanın afyonudur.”

Yanlış mı?

En büyük umut kaynağı Tanrı olunca ve umut da en fazla sömürülen duygu olunca, doğal olarak, dini ve Tanrıyı kullanarak çıkar elde edenlerin sayısı da o kadar fazladır.

Günümüzde, Tanrıtanımazlık olan Ateizmin değil de din, peygamber veya vahiy aracı olmaksızın bireyin akıl ve gözlem yoluyla Tanrı’ya olan inancını ifade eden Deizmin bu kadar artması dinin ahlaksızca kullanılması ve yorumlanmasının sonucudur.

***

Din olmadan ahlak olur ama ahlak olmadan din olmaz!

Ahlak ve din normal şartlarda ayrılmaz bir bütündür.

İşin içine insanların Tanrı inancını kullanarak sömürmek girince, sömürücüler dinin ahlakla bağlantısını gitgide kopma noktasına getirdi.

İngiliz yazar ve eleştirmen John Ruskin’in “Din; doğru ne olursa olsun emredileni yapmaktır. Ahlak ise emredilen ne olursa olsun doğru olanı yapmaktır. Pek çok din vardır ama ahlak tekdir. Ahlaksız insanların dini olsa ne olur olmasa ne olur?” sözleri doğru bir analiz değil mi?

Hangi din olduğu fark etmez, her dinde mutlaka onu kullanan kişi ve kurumlar oldu.

Ali Şeriati’nin “Dindar bir toplumu ancak din adına din alimleri kandırabilirdi ve öyle de oldu” sözleri boşuna değil.

***

Orta çağda Hıristiyanlık bunu papazlar ve kiliseler aracılığı ile Engizisyon mahkemeleriyle yaptı. Pek çok düşünce ve bilim adamı din adına susturuldu ya da öldürüldü.

Tek tek isim vermeye gerek yok ama bunlardan biri çok önemliydi.

Evrenin sonsuz olduğunu ve uzayda dünya gibi pek çok gezegen olduğunu söyleyen İtalyan filozof ve bilim adamı Giordano Bruno 1600 yılında yakılarak öldürüldü.

Ölmeden önce ne demişti Bruno…

“Mezheplerin ve okulların görüşleri bir geçim aracı haline geldiğinden beri gerçek ve adalet dünyayı terk etti. Tanrı, beton yığını bir binaya hapsedilerek cübbeli bir takım din adamlarının yazgı belirleyici otoritelerine kurban edilemez.”

Sadece Hıristiyanlıkta değil pek çok dinde böyle olaylar yaşandı. İslam dini de dahil…

Mesela Hallacı Mansur…

Pek çok ülkeyi dolaşıp, kitaplar yazıp insanları İslam’a davet ettiği halde; her şey Allah’ta ve Allah’tandır, ben de onun bir parçasıyım anlamında söylediği “En-el Hak” cümlesi yüzünden canlı canlı burnu, kulakları, kolları ve ayakları kesilip sonra da yakılarak öldürüldü.

***

Günümüzde de din adamlarının ya da yöneticilerin dinle ve ahlakla bağdaşmayan yaptıkları pek çok şey yüzünden insanlar inancını ve güvenini kaybediyor.

Dünyada üç meslek grubuna cübbe giyme hakkı verilmiştir: din adamları, hukukçular ve bilim insanları.

Cübbe kişinin sadece inandığı Tanrısına ve vicdanına karşı sorumluluğu simgeler, bu nedenle bu kişiler hiç kimse karşısında önünü iliklemez.

Ama herkesin bildiği gibi maalesef durum böyle değil. Cübbelilerin büyük kısmı idarenin ve gücün önünde eğildiler.

İnançlı görünen günahkârlar inanç sistemine en büyük zararı verdi!

Kendi cennetlerini dünyada yaşayıp masum insanlara cehennem yaşatıyorlar, sonra da öbür dünyada cennetle ödüllendirileceklerini söylüyorlar.

Halbuki Ali Şeriati bunu çok güzel anlatmıştı “Eğer din ölümden önce bir işe yaramazsa, ölümden sonra hiçbir işe yaramaz.”

***

Yani demem o ki;

Din ahlaksızlardan temizlenmediği sürece…

İnananlar neye ve kime inandıklarını anlamadıkları sürece…

Cenneti bu dünyada yaşayıp cehenneme inanmayanlara prim verildiği sürece…

Bu sömürü devam edecek!

***

Ne diyordu Woody Allen…

“Ölümden sonra yaşam varsa ve hepimiz aynı yerde buluşacaksak, beni aramayın, ben sizi ararım.”