Geçenlerde bir dostumdan dinlemiştim. Psikoloji alanında ABD’de yüksek lisans ve doktora yapan bir tanıdığı vatan hasretine dayanamayıp

Türkiye’ye dönmüş ve burada İzmit’te danışmanlık yapmaya başlamış. Olayı anlatan dostum da o dönemde psikolojik sorunlar yaşadığı için bu psikologdan terapi almaya başlamış.

Terapi alan dostumun anlattığına göre bu ABD görmüş psikolog ilk aylarda “şunu kafana takma, bunu kafana takma” tarzında şeyler söyleyerek telkinde bulunuyormuş. Aradan altı-yedi ay kadar geçip de psikoloğumuz Türkiye şartlarına tam anlamıyla ayak uydurunca bizim arkadaşa “Yürü git be oğlum senin hiçbir sorunun yok! Ülke ülke değil. Bu ülkede yaşayıp da gelecek kaygısı, ruhsal çöküntü yaşamamanın imkanı yok ki! Git, ne benim zamanımı boşa harca ne de paranı!” diyerek kovmuş bunu.

Şimdi bahsedeceğim twiti görenleriniz vardır mutlaka. Paylaşım sahibi vatandaşımız Finlandiyalı arkadaşına Finlandiya’ya yerleşmek istediğini söyleyince Finlandıyalı arkadaş “Sakın ha! Finlandiya çok sıkıntılı bir ülke, burada yağmur yatay yağıyor!” diyerek kötülüyor ülkesini. Paylaşım sahibi vatandaşımız “Senin derdini yerim!” diye bitiriyor paylaşımını.

Norveç’de yayınlanan ve polislerin günlük mesaisini anlatan bir programda geçen, yolun ortasına düşen bir tahta paletin ihbar edildiği ve Norveç polisinin bu ciddi (!) güvenlik soruna nasıl da profesyonelce ve kahramanca (!) müdahale ettiği videoyu sosyal medyadan mutlaka izlemişsinizdir. O videodaki Norveçli polislerin durumuna Türk polisi kadar sivil vatandaşlar olarak bizler de çok güldük, perde arkasındaki huzur ortamına gıpta ederek tabi...

Sosyal medya videolarında bahsetmişken, Türkiye’de yapılan sokak röportajlarına denk gelmeyeniniz yoktur. O sokak röportajlarında en çok öne çıkanların yaşama sevinçlerini ve daha da kötüsü geleceğe dair umutlarını kaybetmiş gençler olduğunu söylemek yanlış olmaz. Binbir emek ve zahmetle gördüğü tahsil hayatının sonunda işsizlik gibi sert ve acımasız bir duvara toslayan gencin yaşama sevincini kaybetmesinden daha doğal ne olabilir ki? 10-12 yaşında çocukların Doları Euroyu takip eder oluşları ve yine 27 yaşında bir gencin “Bu yaşta babamdan harçlık aldığı için utanıyorum!” demesi karşısında hangi vicdan duyarsız kalabilir ki?

Hoş, yukarıda bahsettiğimiz gençlere duyarsız kalan hatta o gençlere saldırgan sözler sarf eden bir de “dayı terörürü” söz konusu. Kendisine mikrofon uzatılan o canından bezmiş genç, hayat şartlarının kötülüğünden bahsederken “Çıkar telefonunu göster!” diye gence kamikaze dalışı yapan bu dayıların hangi psikolojik gerekçelerle bu saldırıları yaptıklarına dair psikologların bir tanı koyabileceklerini zannetmiyorum. Çünkü onlar da tıpkı tepki gösterdikleri gençler gibi ve hatta Türk toplumunun büyük kısmı gibi “para” psikolojik sorunlar içerisindeler. Tek fark gençler kendi “para” psikolojik sorunlarının farkındayken bu dayılar farkında değiller. Bu “para” psikolojik sorunlardan dolayı gelişmiş bir ülkede aslında hiçbir sosyo-ekonomik anlam içermeyen bir akıllı telefonu zenginlik göstergesi olarak kabul ediyorlar. Çünkü doğdukları günden beri onların da hayatları çalınmış, onlar da hep yokluk görmüşler ve bu yokluk görme nedeniyle onlar da şu dünyada güzel yaşamanın ne demek olduğu konusunda kıyas yapabilecek kadar bir birikime sahip olamamışlar.

Son yıllarda televizyonda rastladığımız haberler, kavgalar, cinnetler ve cinayetler Türk toplumunun genel ruhi yapısının çöküş içinde olduğunu ortaya koyuyor. Bu sorunların kökenine baktığınızda ise çoğunlukla ekonomik sıkıntı kaynaklı yani “para” psikolojik bir sorun olduğunu görüyorsunuz.

Aslında çok da uzaklara gitmemek lazım. İçinizde hayatının herhangi bir döneminde ekonomik kaynaklı huzursuzluk, gelecek kaygısı, elindekileri kaybetme endişesi gibi şeyler yaşamayan var mı?

Elbette toplumda “para” psikolojik sorunu olmayan kesimler de var. Özellikle bir kesim var ki onları okul sıralarında kafası en basit problemleri bile çözmeye basmayan ama siyasi yakınlıkları sayesinde son derece rahat ve son derece hak etmedikleri şekilde büyük paralar kazanan kişiler olarak tanıyorsunuz. Kendilerinin bile hayal edemeyeceği bir refah içinde yaşayan bu güruhun özellikle gençlerini lüks arabalarda “pudra şekeri” seanslarından biliyorsunuz.

Hülasa-i kelam toplumun genel ruhi sağlığı iyi değil. Klasik ifadeyle para varsa huzur var. Peki ya para yoksa? O zaman da “para” psikolojik sorun var demek.

Para var huzur var. Para yoksa o zaman değerli ağabeyim Süleyman Pekin’in dediği gibi “Huzur İsyanda!” İsyanınız kadar huzurlu, isyanınız kadar mutlu ve isyanınız kadar sağlıklı olursunuz.

İsyan dedik diye hemen birilerinin yüreği hop oturup hop kalkmasın. Başlarına ağrılar, midelerine kramplar girmesin. Bizim kast ettiğimiz isyan, bir yerleri kırıp döküp Vandallık yapmak değil elbette. İsyan dediğin insanca, mertçe ve meşru vasıtalarla zalimin zalimliğine karşı bir haykırış ve zulmü durduracak bir harekettir. Sözü fazla uzatmadan, o isyan da bir Müslüm şarkısıyla başlar diyelim ve Süleyman Pekin Ağabey’le birlikte diğer değerli ağabeyim Yücel Alpay diye meşhur “Müslüm” Alpay Demir’e de bir selam gönderip; sizlere ve bizlere de yeni haftanın bolluk ve bereket getirmesini dileyerek yazıyı hitama erdirelim. Vesselam.