banner134

Şakül, ucuna sivri bir demir bağlanmış iptir. Doğrultu saptamaya yarar. Dik inmek için yararlanılır. Yer çekimiyle çalışır, dünyanın merkezini hedef alır.

Dolaysıyla şaküller birbirlerine paralel olamazlar, istikametleri dünyanın merkezinde kesişir. Teorik olarak etrafımızda gördüğümüz binalar, kuleler ve hatta binalarımızın duvarları birbirine paralel değildir, hepsinin düşey istikameti dünyanın merkezini gösterir. 

Uluslararası ilişkilerin de şakülü vardır. İşaret ettiği yer, çıkarlardır.

Çıkarlar;  ya ortaktır, ya da çatışır. Onları yönlendirmek, yönetmekle eş anlamlıdır.

Türkiye'nin sorunu, yönetmekle ilgilidir!

Ortak akıl gerektirir. Ortak aklın en etkili yasama geçirildiği ortam ise, demokrasidir.

Cumhuriyet döneminde; gerçek demokrasinin (yani katılımcı demokrasinin) yerli yerine oturtulamaması, yönetememe sorunumuzun temel nedenidir.

Alt akıl fonksiyonel olmayınca, devreye üst akıl girmekte, Türkiye, manipülasyonlara açık hale gelmektedir. Demokrasi kayması, şakül kaymasına neden olmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti; batılıların tercihi değil, onlar Osmanlı'yı özlüyor.

Hasta adamı..

2002 den beri de, Osmanlılaştırma politikalarına destek veriyorlar. Emirlerindeki tüm tarikat ve cemaatler seferber olmuş durumda.

Ulus-devleti ortadan kaldırmak, Anadolu'yu parçalamak derdindeler.

Postmodern Sevr dayatması..

Oysa kendileri, ulus-devlet modelini terk etmek gibi bir niyet taşımıyor.

Uluslararası ilişkilerde; ortak ve çatışan çıkarlar birlikte hareket eder, koordineli çalışırlar.

AB 1993’te Maastrich ile,  ABD, Kanada ve Nafta Meksika ile bunu uygulamaya koydular. 

Ama Türkiye, Mısır, İran gibi “dışarıdakiler” için durum farklı oldu. Türkiye, Avrupa Konseyi ve NATO şemsiyesi altında, en başından beri, batının bir parçası  görüntüsü veriyordu. 

ABD ve AB ; borç batağına saplayıp köşeye sıkıştırdıkları Türkiye'yi, kısa vadeli çıkarları için kullandılar. 

Türkiye için öngördükleri yapı,

 ” Teokratik bir Türkiye” dir.

Batı’nın “Batı’lı bir Türkiye” yerine, “Teokratik bir Türkiye” politikaları, içinde samimiyetin kırıntısı olmayan  gündemleri..

Batı, Türkiye konusunda ikiye ayrılmış durumda; bir yanda teokratik yapılanmaya destek veren batılı hükümetler, öte yanda, Türkiye’nin bu yolla değişmesinin batıya uzun vadede getireceği faturanın hesabını yapanlar.

Şimdilik hesaplar, kısa vadeli.

Birileri; “artık Avrupa Birliği var, ulus- devlet kalktı” diyor. 

Bu doğru değil!

Tam aksine,  AB şemsiyesi; içerdeki ulus-devletleri pekiştiren ikinci bir koruma kalkanı görevi görüyor.

 AB ülkeleri; Çin, Hindistan ya da ABD ile ikili ticaret anlaşmaları imzalarken, “toplu halde”   ulusal çıkarlarını daha iyi koruyabiliyorlar. 

 İsveç’in İKEA’sı, Finlandiya’nın NOKİA’sı, Almanya’nın MERCEDES’i..

Bu sayede, devletler ve bölgesel işbirliği hareketleri ile ulusal gelişimlerini daha iyi sağlıyorlar. 

Güney Amerika’da,  1 trilyon dolar ticaret hacmi olan Mercosur.. Güney Amerika Ortak Pazarı..

Asya’da, Şanghay İşbirliği Örgütü ile Rusya ve Çin..

Kuzey Amerika'da, ABD ve Kanada Nafta ile,  aynı şeyi yapıyor.

Cumhuriyet’in kuruluşu ile başlayan süreçte temel felsefe; çağdaş küresel değerler ile, ulus devletin bütünleştirilmesiydi. 

Dinin (İslam’ın) toplumsal yapıdaki egemenliğini sınırlayan ve Arap kültür egemenliğini  dengeleyen politikalar ve uygulamalar benimsendi ve hayata geçirildi. 

Karşı devrim, 1939 yılından itibaren harekete geçti.

Kısır siyasi hesaplar, niteliksiz politikacılar, Türkiye'nin şakülünü kaydırdı.

İslam Dünyasında;  Mısır’da, Afganistan’da, Pakistan’da, Yemen’de batı karşıtları ve yandaş  müslümanlar birbirlerine girdi. Çatışmalar, batılıların gizli servislerince manipüle edildi.

Örneğin Sudan;  Müslüman Kuzey ve Hıristiyan Güney olarak bölünme sürecine sokuldu. 

Aynı senaryo , Türkiye’de Alevi-Sünni ayrışması biçiminde yeniden sahneye kondu.

1990 sonrasında Avrupa’da Hıristiyan mezhepleri, aralarında barış ilan edip işbirliğine gidilirken Ortadoğu ülkeleri mezhep ve din çatışmalarının savaş alanları haline getirildi.

Avrupa’da; hıristiyanlık, çağdaş değerler ve ulus-devlet arasında bir bütünleşme sağlandı.

Türkiye’de ise, bu unsurlar, karşıtlık ve düşmanlık aracına dönüştürüldü. 

Oysa Türkiye; katılımcı demokrasiyi, örgütlü demokrasiyi hayata geçirebildiği ölçüde İslam, ulus devlet ve çağdaş değerler arasındaki bütünleşmeyi gerçekleştirebilir.

Dünyada, “küresel iktisadi sistem”  yaygınlaşıp ve yerleşiyor. “ Birey, firma, siyasi parti, sivil toplum örgütü, sendika, bürokrasi, bu küresel sisteme (düzene) giderek daha bağımlı hale geliyor.

Uygulamalar; sistem ile, kuramlar ve düşünceler arasındaki ayrışmayı artıyor. 

Gerçek ve yaşayan dünya,kendi küresel koşullarını; bireye, sivil toplum örgütlerine, diğer kurumlara, şirketlere ve süper güçler dışındaki devletlere, dayatıp, kabul ettiriyor.  

Türkiye’nin bugün yaşamakta olduğu iç ve uluslararası sorunlar, içerde sosyal mutabakatın sağlanamamasından (demokrasi kültürünün yetersizliğinden) kaynaklanıyor.

İktidarın, dünya gerçeklerinin farkına varamaması, bu gerçekleri kendilerine uydurmak gibi pragmatik bir tercih kullanması, ödenecek bedelin ağırlaşması tehlikesini, her geçen gün daha da arttırıyor.

Unutmayalım ki, Osmanlı bu bedeli ödeyememişti.

Sonucunu biliyorsunuz.

Tarih tekerrür(tekrar) etmez.

Tekerrür eden, hatalardır.

Tekerrür; ahmak toplum ve yöneticilerin, değişmez kaderidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner116

banner81

banner115

banner135