Ne günler gördük her birimiz…

Ne güzel günler;

Kah kahkahalarla çınlattık gökyüzünü…

Ne sıkıntılı günler;

Kah göz yaşlarımızla suladık toprağı…

Şarkılar da söyledik beraber

Danslar da ettik el ele, kol kola…

Ne sofralar kurduk beraber

Ne gıybetler yaptık herkeslerin ardından

İçimiz şişerdi yapmasaydık : )

Allah affetsin…

Acı günlerimiz de oldu şüphesiz;

Yerlerde süründüğümüz

Yerle yeksan olduğumuz

Yitip giden göz bebeklerimizle yandığımız

Ama yine de ayakta kalmayı başardığımız

Vursalar da yıkılmadığımız…

İhanetlere de uğradık

İhanette ettik belki…

Ağladığımız kadar, ağlattığımız da olmuştur şüphesiz…

Dünyanın tee bir ucuna da gittik

Burnumuzun dikine de…

Ne maceralar yaşadık yaban ellerde

Ne büyülü güzellikleri içimize çektik…

Ne muhabbetler kurduk yakamoz sofralarında

Ne güneşler batırdık bir yudum şarapla…

Bir çoğumuz da bunların hiç birini yapamadı maalesef…

Bu durumda da, acımasızca “beş parmağın beşi bir değil” diyerek görmezden geldik başkalarını, sahip olduklarımızın kıyısından bile geçemeyenleri…

Küçük küçük vicdan yaparak, kendimizi kandırdık çoğu zaman

“Herkesin imtihanı kendine” diyerek kendimizi avuttuk…

Gün yüzü görmeyen insanların halini anlamak için ‘gram’ empati yapmadık…

Dünyanın çoğu, imrenerek baktı bu mutlu azınlığa iç çekerek…

“Bu onların kaderi kardeşim, Allah öyle yaratmış” kolaycılığına kaçtık…

Çoğumuz;

Gezdikçe gezdik

Yedikçe yedik

Şımardıkça şımardık…

Yediğimizi içtiğimizi

Gezdiğimizi tozduğumuzu milletin gözünün içine baka baka yaptık…

Eşitlik lafta kaldı

Adalet lafta kaldı çoğu zaman…

Mutlulukları

Sevdaları

Tutkuları

Bir avuç gökyüzünü

Bir yudum suyu

Bir karış toprağı

Har vurup harman savurduk hep…

Ama kısa sürede yaşadıklarımız ‘hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için’ mottosunu hatırlattı hepimize…

Ne sevindik, ne havalara uçtuk;

Hatta insanlığımızı hatırlattı diye ‘corona’ ya methiyeler bile düzdük…

Halbuki hatırladıklarımız, olmamız gerekenlerdi ama farkında bile değildik; insanlıktan çıktığımızın…

“Yahu, ufacık şeylerin kıymetini hiç bilmiyormuşuz” diye teşekkür üstüne teşekkür ettik ona…

İki göz oda bakla sofada çaresizlik içinde yaşayan insanların halini anladık güya…

Tok açın halinden anladı yani azıcık..

Halbuki ne ulvi günlerimiz vardı; hep bize sıkıntılı bir yaşam süren insanları anlamamızı sağlayacak…

Ama onu bile, mesela görkemli sofralar kurarak, lüks otellerde iftarlar açarak, boşa çıkarmayı başarmış bir millettik biz..

Bir lokma ekmeğe muhtaç insanları anlamak için, insanlığa sunulan bayramların etkisini, gezerek tozarak boşa çıkardık yıllardır…

Ta ki ölüm ensemizde soluyuncaya kadar..

Yumurta kapıya dayanınca hepsini idrak ettik şükür…

Ve bu musibetle birlikte, hepimiz güya ‘her şeyi anlamış’ pozlarına büründük kısa sürede…

Yeni bir dünya

Yeni bir düzen kurulacak hayalleri kurmaya başladık romantik, romantik..

Halbuki birlikte cılkını çıkardığımız dünya, zaten şimdi beklediğimiz gibi olmalıydı da, neyse…

Dünyanın çoğunun yıllardır yaşadığı sıkıntıları

Çoğumuz nerden bakarsan bak ‘hepi topu’ üç ay yaşadık…

Sıkılmadık mı?

Çokkk…

Bunalmadık mı?

Çokkk…

Ruhumuz daralmadı mı?

Hem de nasıl…

Kayıplarımız olmadı mı?

Hem de nasıl;

Hem maddi hem manevi…

7 den 70 e kadar hepimiz, kendince ne bedeller ödedik…

Sokağa çıkma dediler;

Çıkmadık…

Ağzını bağla dediler;

Bağladık…

Sarılma evladına dediler;

Sarılmadık…

Elleme hiçbir şeyi dediler;

Ellemedik…

Öpme yârini dediler;

Öpmedik, halbuki ne el etekler öperdik eskiden…

Gezme dediler;

Gezmedik

Tozma dediler;

Tozmadık…

İşimizi aşımızı kaybettik…

Eee niye yaptık bütün bunları?

“Güzel günler yakında

Daha iyi günlerde, sağlıkla yaparız hepsini yeniden” diyerek sabırla direndik…

Otur otur, kalk kalk; bekledik…

Ve durup dururken her şey bir anda serbest bırakıldı

Yeni normal diye de bir laf attık ortaya…

Bir günde geçiverdik yeni normale

Amma ne geçme

Eski normal bile halt etsin;

Sanki bizler hiç tatile gitmemişiz gibi

Sanki çimenler de hiç yayılmamışız gibi

Sanki mangal hiç yapmamışız gibi

Sanki hiç ayaklarımız suya değmemiş gibi

Bir fırladık ki yaldır yaldır sokaklara…

Gecelere aktık

Tatil yerlerine gece uyumadan koştuk

Sokaklarda sakil sakil göbek atmalar

Kucak kucağa oturmalar

Görgüsüzlük diz boyu…

Sanki bu sene denize girmesek ölürüz

Sanki bu sene mangal yapmasak ölürüz

Sanki bu sene asker uğurlamasak ölürüz…

Eee birader biz niye çektik bunca sıkıntıyı o zaman?

Sen bu hadsizlikleri bir günde yap

Bir çuval inciri berbat et diye mi?

Hadi yeni normalde bunları kurallara uygun yapsak neyse de

Nerdeee..

Yeni normal eski tas…

Niye hala saygıdeğer büyüklerimiz evlerinde çile çekiyor o vakit?

Niye hala yuva kuracaklar elleri böğürlerinde bekliyor madem?

Niye hala bebeler parklardan, sokaklardan uzak?...

Onca kurban verdik bu merete

Onca sağlıkçımız yitip gitti bu savaşta

Heba ettiler hayatlarını…

Sen, her şey normalmiş gibi gezip toz

Dalga geçer gibi sarmaş dolaş yaşa diye mi?

İnsan biraz utanır, sıkılır

Kimse kusura bakmasın…

Önce insan olalım da

Sonra bakarız ‘Yeni Dünya’ hikayesine…