(Kayıt stüdyosu… Yüksek sesle, “sesssiiiz” diyen mikser başındaki adamın ardından çıt çıkmıyor… Usta sesli davudi seslendirmen ustamız, mikrofona yaklaşır ve…)

“Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” der.

Acemi reklamcıların en çok başvurduğu en basit metindir bu aslında.

‘Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!’

Nur içinde yatsın merhum James Brown’un, ‘I feel good’ şarkısı nasıl bir çok sinema filminde hala kullanılıyorsa, ‘Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!’ cümlesi de reklam metinlerinin imdat kolu mübarek.

***

Aslında gerçekten, artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacak!

İki aylık zoraki karantinaya, işsizliğe, kapanan sosyal hayata yeni normal çözümü getirildi.

Ölümlerin, hastane çilelerinin, kısıtlamaların, zengin fakir ayırt etmeden yaşanan ‘Evde Kal’malar da inşallah sona erer.

Yaşanan salgın nedeniyle, artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacak...

***

01 Haziran 2020 itibariyle ‘Yeni Normal’ denilen hayata anormal bir şekilde kafalama daldık!

3 haftadır atel ile korunan kırık parmağımı özgürlüğe kavuşturmak için 01 Haziran’da soluğu Tıp Fakültesi Umuttepe Hastanesi’nde aldım.

Çift maske, arındırılmış eller, temiz kıyafet ve ayakkabı ile poliklinikleri yenilenen yeni binadayım.

Emeği geçenlerin ellerine sağlık temennileriyle, bir yandan sosyal mesafe aralığına dikkat ediyorum.

Bana 1,5 metreden yakın yaklaşanlara bakarak yüksek sesle;

- Dızıııt dızııt!
şeklinde uyarı sinyali veriyorum. (Evet yapıyorum bunu, deliyim ve böyle olmak zorundayım)

Bazıları gülüyor, kimisi anlam veremiyor, aynı dızıtt’lar iki kat altta, Ortopedi ve Travmatoloji polikliniğinde de devam ediyor.

Gözüm sürekli ekranda randevu saatimi bekliyorum. Bir yandan da yurdum insanına bakıyorum.

Sonuçta işim bu.

Genç bir kız randevu saatinden önce işini halledip çıktı bile.

Ebeveynleri, süper taşıyıcı çocuklar ve bebeklerinde koruyucu hiçbir önlem almamış!

Az önce uzunca dızııııııt’ladığım emminin biri, maskeyi burun hizasında tutuyor. Dikkatli gözlerle baktığımda bu siyah şeyin, evde penye atletten dikilmiş amatör bir çalışma olduğunu anlıyorum.

Dızıııt’larımın yerini;

- Bey abi, az ilerde dur. Bak yer var, çok yaklaşma hasta olursun!
diyorum. Kafa sallıyor, kafa salladıkça burun altı maskesi nemden mütevellit, Arap Kadri’nin donu gibi sallanıyor!

Randevu saatim 10.24

Koridorda yumruğunu sıkmış, karısı ve minik çocuğunu bile korkutan şehla bakışlı, üflesem yıkılacak, yerden bitme bir delikanlı var:
- Şimdi kavga çıkaracağım Kuran çarpsın!

şeklinde atarlanıyor.

Doktor olduğu belli olan bir başka genç sakinleştirmek istiyor atarlı delikanlıyı ama mümkünü yok!

Yanına yaklaşıyorum yerden bitmenin;
- Hayırdır birader? Neden kızdın?
diyorum (davudi) sesimle.

- Abicim, 09.15 hastasıyız, saat 11.00 ve hala adımızı anan yok. Salgın var diyorlar, hastanede olmaktan virüs kapmaktan tırsıyoruz. Ama çocuğun tedavisi aksamasın diye geldik. Neden bunca insanı saatlerce bekletirler ki?

diyor.

Kafamı ‘haklısın kardeş’ dercesine salıyorum.

Aaa gerçekten randevumu 1,5 saat geciktirdiler. Bu durumda öğle tatilinde bana sıra gelir, röntgen kuyruğunda da beklerim, sonra sonucu asistan doktora göstereceğim diye yine beklerim!

Olmayacak bu iş. Geçirdiğim neredeyse boş ve riskli iki saat yüzünden bana ve bizlere bu gecikmeyi yaşatanlara içimden esaslı selamlar ilettikten sonra, bol dızıııt’lı bir yürüyüşle arabamda soluğu alıyorum.

Uzay kapsülü dışında görevini tamamlayan hayta bir astronot misali, mekiğimin (arabamın) içinde astronot başlığını (çift taktığım maskeyi) ağır ağır çıkarıp, mekik basınç ayarlarını kontrol ettikten sonra ev atmosferine doğru hızlıca yol alıyorum.

***

Yolda giderken, 3 hafta önce parmağım kırıldığında yine aynı hastanenin aciline gitmiştim. O gün pazardı ve uzun boylu nöbetçi doktor, koluma sargılı bir alçı yapmıştı.

(Parmağımda sıkıntı var hocam, neden kolumu sardınız? Bakın parmağım oynuyor?) diyemeden o cevap verdi;

- Çatlak noktasından bir karış kol hizasına sarmamız gerekiyor!

(İyi de sizin boyunuz gibi, bir karış el ölçünüz dirseğime denk geliyor. Parmak hala sallanıyor) da diyemeden, bir karış boyumla ve boyumun ölçüsüyle beraber evime geri döndüğümü hatırladım!

Gece boyunca sallanan kırık parmakla özel hastane yolunu tutmak zorunda kaldım.

Tüm bu Umuttepe Tıp Fakültesi Hastanesi hezeyanını yok eden, Akademi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Ozan Akca’ya ayrıca teşekkür ediyorum.

Teşhis, tedavi ve hoşgörü abidesi yepyeni bir doktorum daha oldu.

Şimdi iyiyim.

Yeni (a)normal düzene alışmaya çalışıyorum.

***

Hastanelerimiz, salgın sonrası elbette çok ciddi sorumluluklar yüklendi.

Salgında hayatını kaybeden cefakeş sağlıkçılarımızı rahmetle anıyorum.

On binlerce muhteşem doktor, hemşire ve sağlık görevlisini anlamak zorundayız.

(Kavga çıkarmanın alemi yok!)
Sağlık Bakanımızın ve uzmanların tavsiye ettiği tedbirlere uymak normale dönmek için zaten yeterli olacak.

Her gün yeni bir hastane açana kadar, var olanların kalitesini arttırmak en doğrusu değil mi?

Kalın sağlıkla...

(Dızııııt, dızııııt)