1 Temmuz itibarıyla yürürlüğe giren yeni ''Sinema Yasası'' ile beraber ben de dahil olmak üzere içinde bulunduğum jenerasyon üzgün ve sinirli. Tabii bu üzüntü sadece jenerasyonumla ilgili değil, halkın bütün yaştan üyeleri ve film yapımcıları, bu habere üzülecektir eminim ki.

Daha önceki yazılarımda hobi koleksiyoncusu olmanın pahalılığından ve ekonomik sıkıntılardan bahsetmiştim. Şimdi bu sıkıntılarımıza, sinemalar da eklendi.

1 Temmuz'da yürürlüğe giren yasada, artık ''Promosyon ve abonelikler kaldırılacaktır.'' ibaresi yer almakta. Peki bu ne demek?

Bu, hepimizin bildiği ve kullandığı, halk günü indirimlerinin, ilk seans indirimlerinin, öğrenci indirimlerinin ve bu tarz diğer bir sürü indirimin kaldırılması anlamına geliyor. Peki bu neden bu kadar önemli?

Günümüzde diğer her şey gibi fiyatı yükselen sinema ürünlerinin tüketilememesi, tüketilmesinin zorlaştırılması halk için büyük bir haksızlıktır. İşin haksızlık boyutunun yanında,  bir de Türk halkının kültüre erişimine büyük bir balta vurulmaktadır. Sinema da, diğer bütün kültür ve hobi ürünleri gibi, artık ''zengin işi'' olmuştur.

Bunun önüne korsan ürünler kullanarak geçilebileceği düşünülmektedir, ama bu mevcut olan durumu sadece daha da kötüye götürmektir. Yeterince kar edemeyen sinema salonları, fiyatları daha ve daha fazla yükseltmeye devam edecektir. Korsan kullanmak, uzun vadede, tüketim toplumunun sonunu getirecek büyük bir tehdittir. Ama maalesef, bireyler bu seçeneğe itilmiş durumdadır ve başka bir seçenek yaratılması konusunda çaresiz durumdadır.

Bununla beraber olumlu bir gelişme de söz konusu. Çok uzun süren sinema reklamları, 13 dakikayı geçmeyecek şekilde düzenleniyor. (Fragmanlar da dahil). Daha önce yaşanan ve Twitter'da gündeme giren ''Sinema Reklamlarını Boykot'' başlığı altındaki boykot kampanyasının etkisi, belki de yeni yeni görülmeye başlamıştır. (Bilmeyenler için boykotun içeriği, sinemaya ilk 20 dakika boyunca girmemeyi içeriyordu. Böylece reklamlar izlenmeyecekti.)  Ama itiraf etmeliyiz ki reklamların bedelinin izleyiciden çıkarılacağını kimse ön görememişti.

Netflix, Amazon Prime, Crunchyroll, Disney+ ve benzeri gibi bir çok yayın hizmeti gün geçtikçe ortaya çıkmaktadır. Çoğalan ücretli yayın servisleri ve bu yayın servislerinin kendi içeriklerini kendi platforma alma arzuları, her bir yayın servisine ayrı para ödemeyi gerektirmektedir: tıpkı sinemalar gibi.

Bu kadar çok tüketim malzemesini  farklı servislere ve defalarca ödeme yapmaya bağlamak, günümüzün en büyük sorunlarından biridir. Post-modern çağın ''üretim'' yerine ''tüketim''i çoğaltması, korkarım bizi önceden yaşadığımız büyük ekonomik krizlerden birine sürüklemektedir. Belki de çoktan o ekonomik krizin içerisindeyizdir. Ama bu, yakın zamanda ekonomik kriz olmaktan çıkıp, sosyal bir kriz haline gelmeye başlamıştır.

Ne yapmalı? Bu durumu nasıl düzeltmeli?

Artık üretmenin bile tek başına etki edemeyeceği bir noktaya gelmiş durumdayız. O halde geriye, ne yapabiliriz? sorusundan başka bir soru kalmıyor. Söylenecek söz de.

Bu nedenle söz sizin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.