Sınır kapımızdan tren ile Yunanistan’a ulaştıktan sonra Batı Trakya’dan gezimize başlayalım. Buraları bize yabancı diyarlar değil. Biz terk edeli 110 sene geçse de hala buram buram Osmanlı kokuyor, sanki Yunanistan’da değil Anadolu’nun bir şehrinde geziyorsunuz, her an köşe başında, hoş aksanıyla bir Türkçe konuşma ile karşılaşabiliyorsunuz. Çoğunluğu Türkiye’ye göç etse de, hala bizden olan insanlar buralarda yaşıyor. Değiştirilse bile isimler dahi Türkçe İlk şehrimiz Dedeağaç.

DEDEAĞAÇ (ALEXSANDROUPOLİS)

İlk durağımız Dedeağaç. Burası Yunanistan toprağı olsa da, adeta Trakya’dan ve bizden bir parça. Türklerin yoğun olarak yaşadığı bir bölge, merkezde azınlıkta olsalar da, çok sayıda Türk köyü var, sokakta her an Türkçeyle karşılaşabiliyorsunuz. Sahilde olması sebebiyle turistik bir yer, sahilinde yürüyüş yolu ve geniş park alanları var. Dedeağaç’taki Türk Konağını, “Trakya Etnografya Müzesi” ne çevirmişler. Bu müzede, Türklerin yerel giysileri, günlük hayatta kullandıkları çok değişik eşyalar sergilenmiş. Yunanistan’a adım atar atmaz, daha Dedeağaç’ta halkın durumu hakkında izlenimlere sahip olabiliyorsunuz. Öğlen 12 den sonra saat 4’e kadar dükkanların çoğunluğu kapalı, öğle tatili vakti. Halk sokaklardaki masalarda, domino, kağıt, satranç oynuyor. Hemen çalışmayı pek seven bir halk olmadığını anlıyorsunuz. Sanırız Yunanistan’ın içinde bulunduğu ekonomik krizde bununla alakalı.

GÜMÜLCİNE (KOMOTİNİ)

Rodop bölgesinin merkezi Gümülcine’ye doğru ilerlerken, gördüğümüz köylerin çoğundaki minarelerden, Türk köyü olduğu anlaşılıyor. Merkezde de Türk nüfusun oranı yüksek, Yunan halkla mahalleler ayrılmış, özelikle kadınların giyiminden Türk oldukları anlaşılıyor. Türk mahalleleri adeta Türkiye’den bir parça ve 20 tane camisiyle şehir Osmanlı kimliğini kaybetmemiş. Osmanlı camilerinin bahçelerinde, fesli, kavuklu mezar taşları bulunuyor. Mezarlıklar bir bölgenin anıt tapu senetleri gibi. Esnafın çoğunluğunu Türker’in oluşturduğu Türk çarşısı da mevcut. II. Abdülmecit’te kalma Saat Kulesi, Tarihi hamam, Pospos türbesi, müzeye çevrilen Gazi Evranos Bey İmareti yapılar gezilebilecek ve korunmuş yerler arasında. Buradaki halkın Trakya’nın değişik yerlerinde evleri bulunmaktaymış. Her hangi bir baskı gelirse kolayca gidebilecekleri bir yer olsun diye. Türkiye’ye sürekli girip çıkıyorlar, fakat Türkiye tarafından çalışma izni verilmiyormuş. Gaye de batı Trakya’da ki Türk nüfusun azalmasını engellemek.

İSKEÇE (XANTHİ)

Bir sonraki durağımız İskeçe. Yol boyunca cami ve kiliselerin birlikte olduğu Türk köyleri görmeye devam ediyoruz. Sadece cami olanları da var. Şehir eski ve yeni bölüm diye ikiye ayrılıyor. Eski bölüm sırtını dağlara dayamış. Burada Türkler yaşıyor ve eski Türk evleri var. Düzlük alanda kurulan yeni kısımda ise Yunanlı halk yaşıyor. Yeni kısımda sadece Osmanlıdan kalan bir saat kulesi var. İskeçe Gümülcine’ye göre küçük bir yer, Türk nüfusta azınlıkta.

KAVALA

İskeçe’den yola çıkınca 60 km sonrasında Kavala’ya varıyoruz. Türklerin kurduğu köklü bir şehir burası. Kavala doğal bir liman şehri olma özelliğiyle coğrafi olarak da kişilikli bir yer. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Paşa’da, 1769 yılında bu şehirde doğmuş ve evi de müze olarak korunuyor. Türk nüfusun halen ciddi bir oranda bulunduğu, Batı Trakya’da geçmişe ait izler büyük ölçüde korunabilmiş. İttihadı ve Terakki’nin yanlış politikaları, anlamsız maceracı tutumları, Osmanlı imparatorluğunu soktuğu gereksiz savaşlar ve Balkan Savaşı, yüzünden Batı Trakya kaybedilmiş.

Kavala’da kiliseye çevrilmiş cami

Yunanlılar bütün Türkçe adları değiştirirken, Kavala’nın adına dokunmamışlar. Şehirde görülmeye değer tarihi bir kale var. Kavala kalesi eski şehrin en tepe noktasında kurulu, birçok duvarı halen ayakta ve kaleden Kavala’yı seyretmek çok güzel. Tarihi “Su Kemerini kaleden görebiliyorsunuz. Su Kemeri, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Kavala’yı canlandırmak üzere kuzeydeki dağlardan su sağlamak amacıyla yaptırılmış.

Kavala su kemerleri

Kavala’nın doğu girişi halen bu su kemerinin altından geçiyor. Cumbalı geleneksel Türk evlerinin büyük kısmı varlığını korumayı başarmış. Kaleye giden yolun adı Mehmet Ali Paşa Sokağı. Mehmet Ali Paşa’nın Konağı da burada. Bunları görmeye birçok turist geliyor. Turizm çok gelişmiş burada. Doğal güzelliği ve tarihi dokusuyla görülmeye değer bir kent.

Bu geziler için benim çok paralar harcadığımı düşünenler yanılıyorlar. Bazen, 'bu adam bu kadar çok gezdiğine göre çok zengindir' deyip, benle karşılaştığı zaman, önünü ilikleyip, ”abi yeni aldığım 100 milyarlık arabamın taksitlerini ödeyemedim, bana yardım eder misin ?" diyenler oluyor, kendisine kullandığım arabanının çok eski olan modelini ve zengin bir adam olmadığımı söyleyip, sırtını sıvazlayıp, gönderiyorum. 'Şikâyetçi misin?' derseniz çok ta şikayetçi değilim. Paramız yok ama olsun, havamız olsun!

Gezmekten ve sürekli yeni şehirler görmek için koşturmaktan, yarı aç yarı tok sürdürdüğüm gezilerimde asla lüks yerlerde kalmıyor ve asla lüks mekanlarda takılmıyorum. Önemli olan lüks bir hayat değil, dünyayı görmek. Geziyi çok uygun fiyatlara getiriyorum. Batı Trakya Türklerinin de yaşadığı 4 şehrinden sonra bundan sonraki durağımız Selanik.

Gezilerimle ilgi soru sormak bilgi almak isteyenler bana, https://www.facebook.com/behlul.metin.41 adresinden ulaşabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.